Posts Tagged ‘bedava’

 

Enformasyon teknolojilerinin yarattığı güçlü etki ile de “Bedava”yı esas alan iktisadi modelin geçmişi ve günümüzdeki uygulanışını ele alan Chris Anderson, bu model çerçevesinde gelişim gösteren endüstrilerde neler yapıldığını ve “Bedava”nın nasıl kullanıldığını sayısız örneklerle irdeliyor. Alt metinde bizlere, “Bedava”yla rekabet etmeye geç kalmamamız gerektiğini çok kez öğütlemiyor değil.

“Bedava”nın hayatımıza giriş noktası olduğunu söylediği başarısız (19. yüzyıl sonları) Jell-O (jöle) kampanyaları

Chris Anderson

Chris Anderson “Bedava”

neticesinde, talep yaratmak için toplamda 15 milyon ücretsiz yemek kitabı basılması sürecinden tutun da müşteri çekmek için zararına satılan mal (loss-leader)’dan facebook ve ille de google’a kadar fenomenlere değinmesi de boşlukları doldurması açısından tatmin ediciydi. Bu kavramı aşağıdaki şekilde 4 ana başlıkta toplayıp nice örnekleriyle destekliyordu.

  • Doğrudan Çapraz Sübvansiyon(cep telefonunu “Bedava” verip, uzun süreli kontralı müşteri elde etme),
  • Üç Taraflı Pazar(Radyo/TV yayınlarının izleyiciye “Bedava” olup bedelinin reklamcılardan karşılanması),
  • Freemium[“Bedava” Üstün Kalite]( Flickr ve yıllık 25$ olan Flickr Pro sürümleri),
  • Parasal Olmayan Piyasalar( Wikipedia gibi hiçbir bedeli olmayan ürünler)

Esasında son iki konuda daha çok yorum yapmış, hangi önlemlerin alınabileceğini belirtip bu bağlamda neler yapıldığını gözler önüne seriyordu. Kitabın etimolojik tanımında ve tarihsel sürecinden(ulus devlet, Pisagor ekolü, bakara suresi ve faizin haram oluşu) fazlaca bahsetmesi sebebi ile klasik bir pazarlama kitabına dönüşeceği endişesi uyandırsa da ilerleyen bölümlerinde detaylı vaka analizleri ile süreci ve “Bedava” kavramını netleştirmeme yardımcı oluyordu. “Bedava”nın milyonlarca uygulanışından bahsederken verilen örneklerinde “daha ucuz” ile “bedelsiz” kavramlarının iç içe kullanılmasından doğan zihinsel bulanıklık, okumada akıcılık sağlasa da gün sonunda Ryanair’de biletler “Bedava” mı ki demekten de kendimi geri alamıyordum. “Bedava”nın psikolojisini incelerken iki gazete karşılaştırması yapıyordu. Buna göre, Village Voice kapak ücreti alan bir yerel gazete iken 1996 yılında (kuruluşundan 40 yıl sonra) “Bedava” dağıtıma geçmesi ile efsanevi halinden eser kalmamış. Öte yandan The Onion gazetesi ise çıktığı günden itibaren “Bedava” dağıtım yaparak gazete imparatorluk haline gelmiş. TV şovları, kitaplar, filmler v.s birçok ürün çıkartıp daha da yayılmaya başlamış. Sonuçta “Bedava” bir gazeteyi bitirirken diğerini ise canlandırmış. Bu iki durumu Anderson, “Eğer bir şey bir zamanlar para ile satılıyor ancak sonradan “Bedava” olmuşsa, kalite düşüşlüğü ile ilişkilendiriyoruz. Ancak başından beri bedeli olmadıysa kalite algısında sorun hissetmiyoruz. Örneğin “Bedava” çörek dağıtılırsa bir lokantada bayat diyebilirken bizler, “Bedava” ketçap için sorun görmüyoruz?” şeklinde açıklıyor ki katılmamak elde değil. Öte yandan ülkemizde Mart-2011 itibariyle şeker çubukları ve şeker ölçüm cihazlarını devletin diyabet hastaları için karşılayacağı bilgisi ile hastaların bu ürünlerdeki kalite algısındaki durumu da ayrıca gözlemlemek isterim. Nick Szabo’nun “zihinsel işlem maliyeti” kavramına göre “Bedava” olan bir ürüne karşı zihnimiz buna “değer mi?” yaklaşımı sergilemediğini ve tercihi kolaylaştırdığını belirtiyor. Buradan hareketle iktisadın “buna değer mi” sorusunu ortadan kaldırmak için bunu ortadan kaldırmaya değer düşüncesi de kayda değer bulduğumu söyleyebilirim. Bunu oldukça sıkı bir örnekle de tamamlıyordu (ki bütün örnekleri oldukça çalışılmış ve cımbızla seçilmiş diyebilirim). Amazon’un ikinci kitabı aldırmak(toplam alımı 25$ üstüne çıkarmak için) için ücretsiz nakliye kampanyası Fransa hariç her yerde satışları oldukça artırmış. Bu durum aslında Fransa’da bir hata sonucu olduğu ortaya çıkmış. Buna göre Fransa’da 1frank(20cent)  olarak yazılan nakliye ücreti hatası düzeltilip “Bedava”’ya çekilmiş. Neticesinde ikinci kitap alımları hızla bu ülkede de satışları oldukça artırmış. Açıkçası “Bedava”nın hiç maliyetinin olmadığı fikrine ikna olamamışken; bunun da pinti görünmek v.s gibi sosyal ve çevresel maliyeti de olduğunu ilave etmesi benim için anlamlıydı. Ki bunu davranışsal ekonomistlerin düşüncesine dayandırarak tepkimizi “sosyal alan” ve “finansal alan” gibi kavramlarla karşı karşıya bırakıyordu kitap. Buna göre öğrenci yurtlarındaki dolaplara bırakılan kola ve bozuk paralardan sadece kolanın alınması durumunu ise “kolanın bedeli olduğunu bilmelerine rağmen onu “Bedava” algıladılar, ama gerçek parayı almak çalmak gibiydi” şeklinde destekleyerek tekrar konuya dâhil etmesine şaşmadım değil. Sayfalar arasındaki birbiriyle ilgisiz ama iddialı sözleri alt alta yazdığımda kimi zaman kavram kargaşası yaşatsa da bunu esasında dikkatle hazırlanmış bir kitabın bütün doğruları söyleme gayesindeki iyi niyetli çabasıdır zira ne reklamcı ile ters düşmek ne pazarlamacı ile ters düşmek işine gelebilirdi. Buna göre,  “dergilere hiç fiyat koymamak yerine düşük bir fiyat(bir peni bile) koymak açıkça etkili olabilir” görüşünü; reklamcıların o dergiye bedelini ödeyen kişilerin gerçekten sahip olacağını düşünmelerinden ötürü bu ilişkinin bir parçası olabilmek için, “Bedava” dergiye yapacakları ödemenin “beş misli” yapmaya hazırdırlar yorumunda bulunuyordu. Öte yandan ucuzla, “Bedava” arasında çok büyük fark fikrini savunup; sıfırın bir pazar, diğer herhangi bir fiyatın başka bir Pazar olduğunu iddia etmekten geri kalmayarak hangi kavramı üzerine daha fazla önem atfettiğini kimi zaman algılamakta zorlanmıyor değildim.

Bedava Kitap Kritik

free staff

“Enformasyon bedava olmak istiyor” mottosuna sıkı şekilde takılıp, bunu “bolluk ve “kıtlık” kavramları ile deşeliyordu. Bol enformasyon bedava olmak ister, kıt enformasyon pahalı olmak ister diye düzeltip, pekiştirmek için Yahoo ve Gmail arasındaki mail kapasitesi süreciyle başlayan “Bedava” ile rekabeti üzerine düşünmemizi istiyordu. Google konusuna farklı birçok yerde değinen kitap, işinin bir kısmından para kazanan kurumun, “Bedava”yı bir iş modeli oluşturmada ara adım olarak değil, ürün felsefesinin özü olarak görüyordu.  Google Earth, Google News, Gmail,  Chrome v.s gibi ürünlerin ana felsefesinin bedava olduğunu söyleyip bu modelin öncüsü olduğunu ifade ettiğinde, “Bedava”nın hedef mi araç mı olması gerekliği konusunda verdiği örneklerde ikilemde kalmama sebep oluyordu. “Bedava”nın artık 300 milyar $’lık orta ölçekli bir devlet ekonomisi büyüklüğünde bir ölçeğe sahip olduğunu söyleyerek onunla rekabetin kaçınılmaz olduğu savına katılmamak mümkün değil. Şurası kesindi ki atomları anlayabildiğimiz yaklaşım ile bit iktisadi modelini anlayabilmemiz oldukça zordu ve bunu Chris Anderson’da çok defa ifade ediyordu. Öyle ki, onu iyi anlayabilmek ve onunla rekabet edebilmek için Çin ve Brezilya’nın korsanlık (empoze edilmiş “Bedava” tanımını yapıyor) çözümlerinden öğrenilecek çok şey olduğu fikrine sıkı sıkıya bağlanması da ikna ediciydi. “Pazara girmenin en yıkıcı yolunun var olan iş modellerinin ekonomisini buharlaştırmak olduğunu biliyoruz. Yükümlülerin kar için bel bağladıkları bir ürünü bedelsiz elden çıkarın. Dünya, kapınızı çalmak için sıraya girecektir ve siz daha sonra onlara başka bir şey satabilirsiniz.”  gibi oldukça iddialı söylemlere sıklıkla rastlayabilmek mümkün ki bunu da guru olmanın bir gerekliliği olarak görüyorum. Ders kitabı niteliğinde Fremium taktikleri, Bedava’yı temel alan iş modelleri gibi maddeler halinde dizilmiş öğütler kesinlikle sıkı hazırlanılmış bir kitap olduğu konusundaki fikrimi daha da perçinledi. Okumayı bitirdiğimde “Bir alana bir bedava”nın pazarlama stratejisi olduğu ve aslında “Bedava” olmadığını öğrenmiştim. Kitabın okuyucuları, alt metinde atom endüstrisinden bit dünyasına geçişteki “Bedava” ya odaklaması daha doğru olacağı kanısındayım. Zira yazarın da düşüncelerini desteklemek için verdiği bir çok örnekte amazon, google, facebook, flickr, zappos gibi doğru web vakaları ile kitabın tek etkiye odaklanması ile daha anlaşılır olabileceği kanısındayım. Kıssadan hisse, marjinal maliyetlerin sıfıra yaklaştığı günümüzde, “Bedava”yı temel alan bit iktisadi modelinde bizi tek başına zengin yapmayacağını öğrendim. Esas olan “Bedava”dan elde edeceğimiz dikkat ve itibarı(parasal olmayan ekonomiler) nakde çevirmeyi bilmekteymiş. Kitabı okumasaydım eksik kalırdım diyemem ama bu kadar iyi derlenmiş ve web dünyasının gelecek iş modeli (pazarlama değil) “Bedava” konusunda açık seçik bir ayna tutabilecek yakın zamanda bir kitap olabileceği konusunda şüphelerim yok değil.